…Güneş dahi bana kızgındı belli.Kafamın üstüne geçip orada saatlerdir durdu ya da dakikalar bana saat gibi geliyordu…Neyse. Sıcaktı hava işte. O sıcaklık benim ruh halime ters etki yapıyoru aşırı derecede. Moralim bozuktu zaten birde o vuruyordu “kafama”.
***
Canım da sıkılıyordu her yaz günü gibi. Ne arkadaşlarım kalmıştı istanbul da ne de bir sevdiğim… Hani taşın toprağın altındı. Altını üstüne getirdim değil altın bulamadım bir karat mutluluk…Ne yazık ki…
***
Ve yine aldım oltamı attım kendimi sahile. Bu sene çıktı bu da… Canım küçük bir şey sıkılsın direk balığa gidiyorum. Banada iyi gelmiyor değil hani. Ama mutluluğu kendi içimde bulamadıktan sonra denizden çıksa napcam…
***
Sıkkındım işte ama nerden bilebilrdim o çok sevdiğim denizinde bana kötü davranacağını… Rüzgar sertliğiyle beni (bile) sallıyor dalgalarda onlardan güç alarak suratıma vuruyordu… Onlarda kızgındı demek bana… Offf
***
Gün kötüydü işte kötüde bitti elimde bir hiçden başka ne vardı ki… Hoş o da olmasa olurdu zararı yok… Ama isterimki her günü bir polyanna saflığıyla gibi mutlu yaşıyım…Hah ben mi, ne diyorum ya…
***
Zaten hiç sevmedim salı günlerini. Bir dahaki salıya keşke bütün gün uyusamda kurtulsam o iğrenç günden…Pfff
İnecek Var…
Ağustos 30, 2007Berat Gecesi ve Özür
Ağustos 27, 2007Bugünün berat olduğunu bilerek uyanım bu sabah. Dikkat etecektim bugün kendime. Ağzıma kötü laf dahil hiç bir şey almıcam kimsyi kırmıcaktım(oldumu peki hayır). Akşama kadar gün monotondu ve 11 de gelen mail le çok üzüldüm ve özür diliyorum…
Canım kardeşim unutulucak bir şey değil haklısın yılda 2-3 gün bu ama işte ben…Çok özür dilerim…
Herkesin Berat Kandili mubarek olsun…
17 Ağustos Faciası!
Ağustos 17, 2007Bu sabah kalktım. Salona girdiğimde yine o takvim bana baktı “sayfayı çevirsene” diye. Bende her zaman ki gibi “Hay Hay” dedim ve o tarihle karşıkarşıya kaldım.
17 ağustos 1999 03.02 yi çok iyi hatırlıyorum. Ben gece hiç bir şeyden habersiz küçük bir çocuk olarak mışıl mışıl uyurken annem ve babam beni apar topar kaldırmıştı. Kardeşim daha 2-3 yaşlarına bebekti. Ağlıyordu…Ben daha uykunun etkisiyle anneme babama bakıyordum. Hemen dışarı çıkarttılar beni. Ve o da ne herkes dışarda. Küçük çocuk çok sevinmişti bu duruma. Daha deprem yaşamamıştı ve dışarı çıkma nedeninin deprem olduğunu bile bilmiyordu. Ama tüm mahalleyi geçenin bu saattinde dışarda görmek hoşuna gitmişti. Çocuk işte…
Ama bu sevinci kısa sürdü…Biraz dikkatli bakınca çevresindeki çoğu kişi ağlıyordu. Herkes de bir telaş vardı. O da etkilenmişti bundan ve annesine sarıldı küçük çocuk. Herkesin yüzündeki telaşı gördükçe daha sıkı sarılıyordu ve bir yetişkin edasıyla sessiz sessiz yaş döküyordu o an.
O gece arabada kaldılar. Annesi babası sürekli uyumasını söylüyor ama o uyumak istemiyor uyuyamıyordu. Kafasını biraz yasladığı anda bir itfaiye sesi… Nereden geliyor diye kafasını kaldırdı ve karşıki binanın yandığını gördü. Çığlıklar artmış uyumak imkansız olmuştu küçük çocuk için. Neydi bu, aniden uyandırılan bir çocuğun kabusu mu?
Hayır bütün türkiyenin kabusuydu bu…
Yanan eve biraz daha baktı… Işığın gözlerini alması onu rahatsız etti. Ve uyumaya çalıştı. Neler olup bittiğini hala anlamış değildi ama kötü bir şey olduğunun farkındaydı. Yoksa gecenin köründe ayşe teyzesinden ali dedesine niye herkes sokağa çıksın ki…
O gün bütün mahalle dışarda sabahladı. Sabah uyandığımızda o üzüntü gitmemişti suratlardan. Ben oysa uyanınca her şey biter sanmıştım. Kötüydü, çok kötü…
Bu facianın istatistiklerine baktım bu sabah; İstanbul da 981 , Kocaeli de 9.477 , Sakarya da 3.891 ve Yalova da 2.504 kişi vefat etmişti. Diğer illerle birlikte toplam 17.480 can…
Her yıl, bu 17 bin 480 kişi için üzülüyoruz işte. Her yıl, annesiz babasız kalan çocuklar için üzlüyoruz işte. Her yıl, evsiz kalan büyük zarara uğrayan insanlar için üzülüyoruz.
Bu gün Yalova ya gideceğim. Bizim gittimiz semt depremden en çok etkilenen yerlerden biriydi. Acaba merak ediyorum insanlar bu gün depremi konuşuyor mudur? Herkes bu gün cuma ya gitmiş midir acaba? Acaba herkesin suratındaki tebessüm bugünlük yok mudur yalova da?
17 ağustos 1999 03.02-Marmara
Dikkat OKS!
Ağustos 16, 20072007 oks nin kurbanlarından biri de bendim. Çok stresli bir dönemdir o son günler. Sohbetler bile değişmişti. Arkadaşlarımla konuşurken %30 ihtimalle soru, test, oks, sınav sözcükleri geçiyordu. Stresli bir dönemdi ama şimdi düşündümde komikmiş harbi. İşte bir oks sohbetlerinden (!) seçmeler:
(Sınav biteli sadece 5 dakika olmuş)
-Kaç net?
-Pff kötü yaa battım !(biri böyle dediyse şüphelenin!)
-Sen netini söyle?
-Ya bu soruyu nasıl yanlış yaptım pfff(gevelemeye devam ediyor)
-Yaow sadece netini sordum ?
-Hep sosyal yüzünden yaa(Sıkmaya başladı)
-Tamam beh söylemessen söyleme!
-Ya 90.67 yaptım ama 96 olabilirdi
-(Ben ise üzerinde 84 yazan kendi kitapcığıma ağzım açık bakıyorum)
***
(bu sefer sınav dün olmuş, ve kimse birbirinin notunu bilmiyor. Sınıfa girdiğim anda)
-Enes kaç net?
-Sanada günaydın…
-Dün kaç net yaptın ben 95
-He iyi aferin
-Sen?
-(Genellikle ya düşük bir nettir benim ki yada sevineceğim bir net)
1)Kötü benim 80-85 falan
2)Öyle bir şey işte bende 96
***
(Ve tabii ki cevap anahtarının yanlış olma sorunsalı!)
-(A)Abi bu soruyu ben B dedim ama cevap anahtarı D diyor. Hata var yaa!
-(B)Evet bende B dedim.
-(C)Ben doğru yaptım. Cevap anahtarı doğru!
-(A)Ya git işine neresei doğru saçmalama…
-(C)Gel hocaya soralım!
(Öğretmene gidilir. Öğretmen ise genellikle cevap anahtarını doğru çıkarır.)
-(C)HAha, ben demedim mi, hahaha
Öyle işte çok zor bir dönemde belki bunlarla eğlenebilirmişiz. Ama güzeliğini şimdi farkediyoruz. 4 Sene daha kimse bana netimi sormayacak, kimseyle soru tartışması yapmıcam galiba…cimilli 2007 8f sizleri unutmucam…
Arama Motorları-1-
Ağustos 15, 2007Geçenlerde bizim diğer sitenin istatistiklerine bakıyordum(www.gameportal.wordpress.com) .Ve bir oyun sitesi olmamıza rağmen google da nelerle bulunduğumuzu görünce çok güldüm.(ee nie öbür siteye koymadın demeyin dedim ya oyun sitesiydi böle bir şey de konu dışı olurdu).İşte komik aramalar top 5
:
5- assassin creed türkiye ye çıkış tarihi=öncelikle bu kişiyi kutluyorum. Çünkü direk çıkış tarihi diye aramamış türkiye ye çıkış tarihi dikkat edin. Duyarlılığından dolayı teşekkür ediyoruz.
4-ülkenin prensi oyun nasıl oyun oynanır-Ne demek istediğini bende anlamadım :)
3-kötü oyunlar 12 yaş (2 kere)-Duyarlı biri daha önce kötü oyunları buluyor ki yanlışlıkla girersem oynamıyım diye, heralde (kötü den kasıt inşallah oyunun kötü olmasıdır.İçerik değil)
2-enes oyunları(3 kere!)-Acaba bu aramada ki amaç neydi çok merak ettim.Tamam adım sitede geçiyor e oyun sitesi bizi bulması normal de ‘enes oyunu’ nedir yaa
1-(Ve benim koptuğum an) japonca samet yazımı-Böyle yazarsanz ilk biz çıkıoruz.Bizi bulunca acaba ne düşünmüştür yazık yaa
.Samet bizim yazısı yayınlanan diğer arkadaştı. Ama japonca sitede nerde geçiyor bulamadım.
Son Yaprak
Ağustos 14, 2007Ülkenin batısındaki küçük bir mahallenin bir sokağının neredeyse
tamamı ressamlardan oluşmaktaydı. Bu mahallede, üç katlı bodur
bir tuğla yığınının tepesinde iki kız arkadaşın stüdyoları bulunmaktaydı.
Alt katlarında ise yaşlı bir ressam otururdu.
Günlerden bir gün kız arkadaşlardan biri zatürree hastalığına yakalandı.
Genç kız günden güne eriyordu. Bir gün, arkadaşı resim yaparken
o da yatağında pencereden dışarı bakıyor ve sayıyordu…
Geriye doğru sayıyordu; “Oniki” dedi, biraz sonra da “onbir”; arkasindan
“on”, sonra “dokuz”; daha sonra, hemen birbiri ardina “sekiz” ve “yedi”.
Arkadaşı merakla dışarı baktı. Sayılacak ne vardı acaba?
Görünürde sadece kasvetli, bomboş bir avlu ile altı yedi metre ötedeki
tuğla evin çıplak duvarı vardı. Budaklı köklerinden çürümüş,
yaşlı mı yaşlı bir asma, tuğla duvarın yarı boyuna kadar tırmanmıştı.
Dönüp arkadaışna “Neyin var?” diye sordu. Hasta kız fısıltı halinde” altı” dedi.
“Artık hızla düşüyorlar. Üç gün önce neredeyse yüz tane vardı.
Saymaktan başıma ağrı giriyordu. Ama şimdi kolaylaştı.
İşte biri daha gitti. Topu topu beş tane kaldı şimdi.”
“Beş tane ne?” diye sordu arkadaşı. “Yapraklar, asmanın yaprakları.
Sonuncusu da düşünce, ben de mutlaka gideceğim. Hissediyorum bunu.”
Arkadaşı ona saçmalamamasını söyleyip içmesi için çorba götürdü.
Fakat o: “İşte bir tanesi daha gidiyor. Hayır, çorba filan istemiyorum.
Bununla geriye dört tane kaldı. Hava kararmadan sonuncusunun da düştüğünü
görmek istiyorum.. Ondan sonra ben de gidecegim.” diyerek cevap verdi.
Genç kız uykuya daldığında arkadaşı da alt katta ki yaşlı ressama
ziyarete gitti. Bu sırada yaprak olayını da anlattı yaşlı adama.
Yukarı çıktığında arkadaşı uyuyordu. Ertesi sabah hasta kız hemen
arkadaşına perdeyi açmasını söyledi. Ama hayret! Hiç bitmeyecekmiş
gibi gelen upuzun gece boyunca aralıksız yağan yağmur ve şiddetle esen
rüzgârdan sonra, bir asma yaprağı hâlâ yerinde duruyordu.
Sapına yakın tarafları hâlâ koyu yeşil kalmakla birlikte, testere ağzı gibi
tırtıllı kenarlarına ölümün ve çürümenin sarı rengi gelmiş olan yaprak,
yerden altı yedi metre yükseklikteki bir dala yiğitçe asılmış duruyordu.
“Bu sonuncusu” dedi hasta kız.”Geceleyin mutlaka düşer diye düşünmüştüm.
Rüzgârı duydum. Bugün düşecektir, o düştüğü an ben de öleceğim.”
Ağır ağır geçen gün sona erdiğinde onlar, alacakaranlıkta bile, asma
yaprağının duvarın önünde sapına tutunmakta olduğunu görebiliyorlardı.
Derken şiddetli yağmur tekrar başladı. Hava yeteri kadar aydınlanır
aydınlanmaz, genç kız hemen perdenin açılmasını istedi. Asma yaprağı
hâlâ yerindeydi. Genç kız, yattığı yerden uzun uzun yaprağı seyretti. Sonra
arkadaşına seslendi. “Münasebetsizlik ettim. Benim ne kötü bir insan
olduğumu göstermek istercesine, bir kuvvet o son yaprağı orada tuttu.
Ölümü istemek günahtır. Şimdi biraz bana çorba verebilirsin.” dedi.
Akşamüstü gelen doktor ayrılırken; şimdi alt kattaki bir hastaya
bakmam gerekiyor. Yaşlı bir ressammış sanırım. O da zatürree.
Yaşlı adamcağız çok ağır bir durumda, kurtulma umudu yok ama
daha rahat eder diye bugün hastaneye kaldırılıyor dedi.
Ertesi gün doktor : “Tehlikeyi atlattınız, siz kazandınız.” dedi.
O gün öğleden sonra arkadaşı artık iyileşmiş olan arkadaşına alt kattaki
yaşlı adamı anlattı. Yaşlı adam iki gün hastanede yattıktan sonra ölmüş.
Hastalandığı günün sabahı kapıcı onu, odasında sancıdan kıvranırken
bulmuş. Pabuçları, elbisesi baştan aşağı sırılsıklam, her yanı buz gibi bir
haldeymiş. Öyle korkunç bir gecede nereye çıktığına akıl sır erdirememişti
kimse. Sonra, hâlâ yanık duran bir gemici feneri, yerinden sürüklene
sürüklene çıkarılmış bir portatif merdiven, bir de üstünde birbirine
karışmış sarı, yeşil boyalarla bir palet ve sağa sola saçılmış bir kaç fırça
bulmuşlar. O zaman o son yaprağın sırrı da çözüldü. Rüzgâr estiği zaman
bile yerinden oynamayan yaprak, yaşlı ressamın şaheseriydi. Yaşlı adam,
son yaprağın düştüğü gece oraya bir yaprak resmi yapıp yapıştırmıştı.
O.Henry
İşte bu…İnsanlık bu işte…İnsalık demokrasi diye gittiğiniz yerden kanla dönmek değil, insanlık onca insanı zehirleyerek öldürmek değil, insanlık bu işte. Bir insanın bir diğerine yapabileceği en büyük iyiliği okumuş bulunmaktasınız: Ona bir hayat verdi, hem de kendi hayatını. İlk okuduğumda gözlerimdeki iki damla yaş anısına bu öyküyü sizlere aktarmış bulunmaktayım…
Kaynakça: http://hikaye.balca.net/hikaye10060.aspx
Enes Şekerci tarafından yazıldı
Enes Şekerci tarafından yazıldı
Enes Şekerci tarafından yazıldı