İnecek Var…

Ağustos 30, 2007

…Güneş dahi bana kızgındı belli.Kafamın üstüne geçip orada saatlerdir durdu ya da dakikalar bana saat gibi geliyordu…Neyse. Sıcaktı hava işte. O sıcaklık benim ruh halime ters etki yapıyoru aşırı derecede. Moralim bozuktu zaten birde o vuruyordu “kafama”.
***
Canım da sıkılıyordu her yaz günü gibi. Ne arkadaşlarım kalmıştı istanbul da ne de bir sevdiğim… Hani taşın toprağın altındı. Altını üstüne getirdim değil altın bulamadım bir karat mutluluk…Ne yazık ki…
***
Ve yine aldım oltamı attım kendimi sahile. Bu sene çıktı bu da… Canım küçük bir şey sıkılsın direk balığa gidiyorum. Banada iyi gelmiyor değil hani. Ama mutluluğu kendi içimde bulamadıktan sonra denizden çıksa napcam…
***
Sıkkındım işte ama nerden bilebilrdim o çok sevdiğim denizinde bana kötü davranacağını… Rüzgar sertliğiyle beni (bile) sallıyor dalgalarda onlardan güç alarak suratıma vuruyordu… Onlarda kızgındı demek bana… Offf
***
Gün kötüydü işte kötüde bitti elimde bir hiçden başka ne vardı ki… Hoş o da olmasa olurdu zararı yok… Ama isterimki her günü bir polyanna saflığıyla gibi mutlu yaşıyım…Hah ben mi, ne diyorum ya…
***
Zaten hiç sevmedim salı günlerini. Bir dahaki salıya keşke bütün gün uyusamda kurtulsam o iğrenç günden…Pfff


17 Ağustos Faciası!

Ağustos 17, 2007

Bu sabah kalktım. Salona girdiğimde yine o takvim bana baktı “sayfayı çevirsene” diye. Bende her zaman ki gibi “Hay Hay” dedim ve o tarihle karşıkarşıya kaldım.

17 ağustos 1999 03.02 yi çok iyi hatırlıyorum. Ben gece hiç bir şeyden habersiz küçük bir çocuk olarak mışıl mışıl uyurken annem ve babam beni apar topar kaldırmıştı. Kardeşim daha 2-3 yaşlarına bebekti. Ağlıyordu…Ben daha uykunun etkisiyle anneme babama bakıyordum. Hemen dışarı çıkarttılar beni. Ve o da ne herkes dışarda. Küçük çocuk çok sevinmişti bu duruma. Daha deprem yaşamamıştı ve dışarı çıkma nedeninin deprem olduğunu bile bilmiyordu. Ama tüm mahalleyi geçenin bu saattinde dışarda görmek hoşuna gitmişti. Çocuk işte…

Ama bu sevinci kısa sürdü…Biraz dikkatli bakınca çevresindeki çoğu kişi ağlıyordu. Herkes de bir telaş vardı. O da etkilenmişti bundan ve annesine sarıldı küçük çocuk. Herkesin yüzündeki telaşı gördükçe daha sıkı sarılıyordu ve bir yetişkin edasıyla sessiz sessiz yaş döküyordu o an.

O gece arabada kaldılar. Annesi babası sürekli uyumasını söylüyor ama o uyumak istemiyor uyuyamıyordu. Kafasını biraz yasladığı anda bir itfaiye sesi… Nereden geliyor diye kafasını kaldırdı ve karşıki binanın yandığını gördü. Çığlıklar artmış uyumak imkansız olmuştu küçük çocuk için. Neydi bu, aniden uyandırılan bir çocuğun kabusu mu?

Hayır bütün türkiyenin kabusuydu bu…

Yanan eve biraz daha baktı… Işığın gözlerini alması onu rahatsız etti. Ve uyumaya çalıştı. Neler olup bittiğini hala anlamış değildi ama kötü bir şey olduğunun farkındaydı. Yoksa gecenin köründe ayşe teyzesinden ali dedesine niye herkes sokağa çıksın ki…

O gün bütün mahalle dışarda sabahladı. Sabah uyandığımızda o üzüntü gitmemişti suratlardan. Ben oysa uyanınca her şey biter sanmıştım. Kötüydü, çok kötü…

Bu facianın istatistiklerine baktım bu sabah; İstanbul da 981 , Kocaeli de 9.477 , Sakarya da 3.891 ve Yalova da 2.504 kişi vefat etmişti. Diğer illerle birlikte toplam 17.480 can…

  Her yıl, bu 17 bin 480 kişi için üzülüyoruz işte. Her yıl, annesiz babasız kalan çocuklar için üzlüyoruz işte. Her yıl, evsiz kalan büyük zarara uğrayan insanlar için üzülüyoruz.

Bu gün Yalova ya gideceğim. Bizim gittimiz semt depremden en çok etkilenen yerlerden biriydi. Acaba merak ediyorum insanlar bu gün depremi konuşuyor mudur? Herkes bu gün cuma ya gitmiş midir acaba? Acaba herkesin suratındaki tebessüm bugünlük yok mudur yalova da?

17 ağustos 1999 03.02-Marmara


Dikkat OKS!

Ağustos 16, 2007

2007 oks nin kurbanlarından biri de bendim. Çok stresli bir dönemdir o son günler. Sohbetler bile değişmişti. Arkadaşlarımla konuşurken %30 ihtimalle soru, test, oks, sınav sözcükleri geçiyordu. Stresli bir dönemdi ama şimdi düşündümde komikmiş harbi. İşte bir oks sohbetlerinden (!) seçmeler:

(Sınav biteli sadece 5 dakika olmuş)

-Kaç net?

-Pff kötü yaa battım !(biri böyle dediyse şüphelenin!)

-Sen netini söyle?

-Ya bu soruyu nasıl yanlış yaptım pfff(gevelemeye devam ediyor)

-Yaow sadece netini sordum ?

-Hep sosyal yüzünden yaa(Sıkmaya başladı)

-Tamam beh söylemessen söyleme!

-Ya 90.67 yaptım ama 96 olabilirdi

-(Ben ise üzerinde 84 yazan kendi kitapcığıma ağzım açık bakıyorum)

***

(bu sefer sınav dün olmuş, ve kimse birbirinin notunu bilmiyor. Sınıfa girdiğim anda)

-Enes kaç net?

-Sanada günaydın…

-Dün kaç net yaptın ben 95

-He iyi aferin

-Sen?

-(Genellikle ya düşük bir nettir benim ki yada sevineceğim bir net)

1)Kötü benim 80-85 falan

2)Öyle bir şey işte bende 96

***

(Ve tabii ki cevap anahtarının yanlış olma sorunsalı!)

-(A)Abi bu soruyu ben B dedim ama cevap anahtarı D diyor. Hata var yaa!

-(B)Evet bende B dedim.

-(C)Ben doğru yaptım. Cevap anahtarı doğru!

-(A)Ya git işine neresei doğru saçmalama…

-(C)Gel hocaya soralım!

(Öğretmene gidilir. Öğretmen ise genellikle cevap anahtarını doğru çıkarır.)

-(C)HAha, ben demedim mi, hahaha

Öyle işte çok zor bir dönemde belki bunlarla eğlenebilirmişiz. Ama güzeliğini şimdi farkediyoruz. 4 Sene daha kimse bana netimi sormayacak, kimseyle soru tartışması yapmıcam galiba…cimilli 2007 8f sizleri unutmucam…